Üçüncü Viyana Bozgunu Mu ?

 

Akşam 28.07.2002
 
Üçüncü Viyana Bozgunu mu?
 
Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa kumandasındaki Osmanlı Ordusu Viyana'yı kuşattığında çağının en güçlüsüydü. Yabancı tarihçiler 'Türkler'in Viyana önünde oluşturdukları çadırdan şehir (ordugah), diziliş ve kuruluşu itibariyle feth etmeye uğraştıkları Viyana şehrinden daha düzenliydi' diye yazar.
 
Bozgunun ana nedenleri, aslında kuvvetli bir devlet adamı olan Sadrazam'ın iki hatasından kaynaklanır. Birincisi, Osmanlı'nın Rumeli seferlerinde en etkin süvari birliğini oluşturan Kırım Türkleri'ni küstürmesidir. Paşa, çadırında yapılan Harp Divanı'na Kırım Ordusu'nun komutanı olan Giray Han'ı 'Ben at eti yiyen adamı çadırımda istemem' diyerek almaz. Gururu kırılan Giray Han süvarilerini toplar ve çekilir gider. Han'ın tutmakla görevli olduğu köprü başı boşalınca, Lehliler (Polonyalılar) buradan beklenmedik ve sonucu Osmanlı'yı bozguna götüren meşhur saldırılarını yaparlar.
 
İkinci neden, Merzifonlu'nun şehrin teslim olmasını bekleyerek bir türlü nihayi saldırı emrini vermemesidir. Şehir kendiliğinden teslim olursa askerin üç günlük yağma hakkı kalkacak, şehrin zenginligi bir yerde devlete kalacaktır.
 
Özetlersek; bir yandan kibir, öbür yandan kararsızlık büyük bir çöküşün başlangıcı olmuştur.
 
Avrupa Birliği'ne tam üyelik fırsatını yakalamaya çok az bir zaman kalmış iken -kimi siyasi partilerin bağnaz ve ufak hesaplarından dolayı-kaçırıyor olmamızın maliyeti, dilerim İkinci Viyana Seferi sonrası gibi olmaz.
 
AB konusunda hiçbir ciddi araştırmaya gerek duymayan, ne Brüksel ile ne de diğer AB ülkelerindeki siyasi partilerle en ufak bir ilişki kurmayan, o ülkelere gittiklerinde dahi parti yandaşları dışında kimselerle görüşmeyen, 19. Yüzyıl'dan kalma hamaset edebiyatı ile durumu idare etmeye çalışanlar, bu ülkeye, bu millete ne büyük bir kötülük yaptıklarının farkında değiller.
 
Ertuğrul Özkök'ün 25 Temmuz Perşembe günkü 'AB trenini kaçırtanları bu toplum bir gün lanetle anacaktır' yazısı ibretle okunmalıdır. İnsanlık tarihinin geliştirdiği en büyük toplum mühendisliği olan, 'sonuncusu İkinci Dünya Savaşı ile yaşanmış vahşet-mezalim-işkence-acı-ıstırap'tan uzak bir yaşamı hedefleyen, ilkelerini 'insan merkezli bir anlayış'tan üreten böylesi bir oluşuma Türkiye'nin katılmasını engelleyenleri yalnız Türk ulusu değil, aynı zamanda Türkiye'ye bakarak yaşayakalmış tüm Balkan, Kırım, Ahıska, Azerbeycan ve İran Azerbaycan'ı, Irak, Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Özbekistan, Afganistan ve Uygur Türkler'i ve dinini çağdaşça yaşamak isteyen dünya Müslümanları da lanetle anacaklardır.

Türkiye'nin AB dışında kalması, Yunanistan'ın Balkanlar'a tam ve mutlak biçimde hakim olmasına yol açacak, son İspanya ile Fas arasındaki ufacık kaya parçasındaki ihtilafta yaşandığı gibi Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanabilecek en ufak ihtilafta-haklı olsak dahi-ailenin bir ferdi olan Yunanistan'a AB'nin destek vermesine imkan sağlayacaktır.
 
AB dışında kalmamızı lanetle anacaklar dışında şükranla anacaklar da olacaktır: Tüm Avrupa ve dünyadaki gizli ve açık Türk düşmanları, Müslüman düşmanları bunların başında gelecektir. İkinci Viyana Bozgunu sonrası düşman, Osmanlı'yı ilk defa ve kalıcı bir şekilde yenmenin sevinciyle kutlamalar yapmıştı. Aradan gecen yaklaşık 320 yıl sonra Türkiye Cumhuriyeti'ni AB dışında tutma gafletine düşen siyasi partilerimiz ile liderlerimiz de benzer şenliklerin Türk'e düşman ve hasım herkes tarafından düzenlenmesine imkan vermiş olacaklardır.
 
Yunanistan'ın 17 Kasım terör örgütünün, ABD ve Fransız Ermenileri'nin ASALA'sının, Marksist Leninistler'in PKK'sının gayretleri aslında boşuna; çünkü geleceğimizi baltalamakta biz kendi kendimize fazlasıyla yetmekteyiz.