Demokrasi, Avrupa Birliği ve Ziyaretler

 

Milliyet 25.02.2000
 
Demokrasi, Avrupa Birliği ve Ziyaretler
 
Demokrasi insanlığın çok büyük bedeller ödeyerek vardığı en uygar siyasi, sosyal ve ekonomik yaşam biçimidir. Bugün çoğunluğunu Avrupa Birliği ülkelerinin oluşturduğu Avrupa insanı bu bedeli ödeyenlerin başında gelir. Yüzyıllar boyu köylü, işçi olarak ezilen; kilisenin, asillerin, sermaye sınıflarının sömürüsüne maruz kalan bu insanlar bitirmekte olduğumuz yüzyılı İtalyan faşizminin, Alman nazizminin, Rus komünizminin getirdiği ıstıraplarla yaşadılar. Yalnız İkinci Dünya Savaşı elli milyona yakın insanın canından olmasına ve yüz milyonlarca insanın en büyük acıları yaşamasına yol açtı.
 
Gelinen dönem daha çok yenidir. Avrupa Birliği'nin geliştirdiği demokratik kurallar son kırk elli yılın ürünleridir. Bu gelişimin doğal sonucu olarak Avrupa Birliği'nin onca acı çekmiş insanları, benzer acıların binde birinin dahi tekrar yaşanmaması ve o acıları yaşatan şartların tekrar oluşmaması için demokratik kurallara uyulmada hiç taviz vermek istemezler.
 
Avrupa Birliği ve demokratik yaşam seçkin az sayıda insanın oluşturduğu bir fantezi değildir. Birlik; işçi, köylü, esnaf, tüccar, memur gibi orta halli insanlar ile onların siyasi, fikri, akademik ve mesleki temsilcilerinin hukuk devleti, insan hakları, hak ve özgürlükler, şeffaf toplum, serbest dolaşım, insanca yaşam, adalet - sağlık - eğitimde fırsat eşitliği gibi konularda uzlaşmalarının bir sonucudur.
 
Türkiye tam üyeliğe giden süreçte bütün bu deneyim ve birikimlerden yararlanacaktır. Bundan bir komplekse kapılmamızın hiç gereği yoktur. Teknik ve sınai konularda nasıl ki yabancı teknolojiden, bilgi birikimi ve deneyiminden istifade ediyorsak, siyasi, sosyal, hukuki ve benzeri konularda evrensel değerlere uygun "teknolojiler" ithal edeceğiz. Avrupa Birliği'nin bu teknolojileri verirken titiz, müşkülpesent, sorgulayıcı, denetleyici olacağı da peşinen bellidir. Devlete araba alırken kaliteyi arayıp "Mercedes" isteyen vali, general, bakan, başbakan, cumhurbaşkanlarımızın demokrasi isterken de aynı kaliteyi istemeyi bilmeleri gerekecektir.
 
Ama bütün bunlar ülkemizi ziyaret eden Avrupa Birliği ülke bakan ve parlamenterlerinin, onların Türkiye'de bulunan diplomatik temsilcilerinin, bazen medya mensuplarının, ülkemize sömürge valisi tavırlarıyla gelip, küstahça hareket etmelerine, en masum siyasi, sosyal, ekonomik ilişkileri yürütmede şantaj sayılabilecek yöntemlere başvurmalarına gerekçe ve haklılık oluşturamaz.
 
1968'lerin Kızıl Cohn Bendit'i Türkiye'ye Avrupa parlamenteri olarak gelme şartını cezaevinde belli bir şahsı ziyaret şartına bağlamadan önce gidip Fransa'da Korsikalı, İngiltere'de İrlandalı, İspanya'da Basklı terör suçlularını ziyaret etme cesaretini göstermelidir.
 
İsveç Dışişleri Bakanı Türkiye'ye yönelik taleplerini dile getirmeden önce 20 yıllık AB üyesi Yunanistan'da Batı Trakya Türk'ü olanların başına gelenleri incelemeli, linç etmek için sokaklarda Faslı avına çıkılan İspanya'ya gidip sorular yöneltebilmelidir.
 
Biz millet olarak kahramanları ve kahramanlıkları sever, destekler ve alkışlarız. Çok iyi bildiğimiz bu işin ucuzluğuna soyunanları da iyi ayırt ederiz.
 
Not: Ermeni tasarısının üçüncü kez reddedilmesini sağlayan Fransa'nın sağduyu sahibi siyasetçi, diplomat ve devlet adamlarına teşekkür ederim.