Batı'yla İlişkilerimiz

 

Vatan  04.07.2006
 
Batı'yla İlişkilerimiz
 
Biz Türkler Batı'yı çok az tanıyoruz. Ve kimileri de Batı'yı, yalnız iyinin ve doğrunun mekânı olarak idealize ediyor.
 
Batı'dan, atfettiklerimize aykırı bir muamale ile karşılaşınca, derin bir yeise kapılıp aşırı tepki gösteriyoruz.
 
Oysa Batı, aktifi kadar pasifi de olan bir bilançodur.
 
Batı tavizle elde edilmez.
 
Batı zayıf ve zaafı olandan, aczden hoşlanmaz.
 
Batı, ilişkisini dostluk bazında kurmaz. Tek başına dostluğa dayalı politika ve diplomasi yapmaz.
 
Biz ise bilanço analiz etmeyiz, çünkü analitik yani çözümlemeci düşünce sistemine sahip değiliz. Bilimsel ve metodik davranmak yerine "yaranma yoluyla" sonuç elde edileceğimiz düşünür, kendimizi kandırırız. (Futbol Federasyonu Başkanı'nın el öperek Türkiye'ye verilen cezayı hafifleteceğini sanması ve el öpmeyi ülke çıkarı uğruna yapılan bir hareket olarak övmesi gibi.)
 
Bence Batı bizi hiç aldatmadı. Biz Batı'yı olduğu gibi görmeyi ve ona göre hareket etmeyi hiç istemedik. Hâlâ da öyle.
 
Batı, Lozan sonrasında, ''zayıflarsan, başaramazsan bana muhtaç olursun dedi'' ama başaran Atatürk'e saygı gösterdi. Güçlü Türkiye'nin Hatay'ı geri almasını engelleyemedi.
 
Sorun bizdedir.
 
Menderes'ten bu yana siyaset, diplomasi (Dışişleri dahil) ve hatta ordumuz Batı'yı (Avrupa ve Amerika) yetersiz yorumladı.
 
Batı'nın yasalarını tercüme ederek aldık ama o yasaları işler kılan hukuk devleti kavramını almadık.
 
En hayati meselemiz dediğimiz Kıbrıs sorununda hiçbir zaman kesin bir hedef tespit edip ona göre yol almadık. Kıbrıs Türk kesimini pazarlığa açık tuttuk.
 
KKTC kurulduktan sonra dahi, bizim için Kıbrıs sorunu çözülmüş ve bitmiştir bu konuda yapacağımız herhangi bir müzakere veya pazarlık yoktur demedik. Tam tersine, KKTC'yi ehven bir başka formülle takasa hep hazır olduk. Sorun, Rumların ehven bir formül sunma niyetinde olmayışıydı. Çünkü onlar hedeflerini baştan belirlemiş ve hiç sapmamışlardı. Kıbrıs bizimdir bizim olacaktır dediler ve tamamen bizim hatalarımız sonucu AB'nin tam üyesi oldular.
 
AB konusunda görmek ve anlamak istemediğimiz ise şudur: Biz AB'yi, hastalıklarımızın tedavi edileceği bir yer olarak algılıyoruz. Oysa AB Dârülaceze veya Kızılay - Kızılhaç gibi bir gönüllü yardım kuruluşu değil. En gelişmiş ülkelerin, bir arada daha az sorunla ve daha çok refahla yaşadıkları bir kulüp.
 
Batı'yla sağlıklı ilişkiler kurmanın güçlü olmaktan geçtiğini bilip hedeflerimizi buna göre seçip politikalarımızı buna göre geliştirirsek istediklerimizi elde edebiliriz.
 
Bülent AKARCALI