Avrupa Birliği Kuralları

Vatan  23.01.2005

 
Avrupa Birliği Kuralları
 
AB'ye tam üye olduğumuzda ülkemizin bölüneceği, etnik ve dini tahrikli akımların meşruluk kazanarak toplumumuzu tahrip edeceği, dirlik ve birliğimizin bozulacağı endişesini taşıyanlara, komşu ülke Yunanistan'dan ilginç bir mesaj geldi.
 
İki hafta önce Yunanistan'da Yargıtay Genel Kurulu, adında Türk sıfatını kullandığı için 1984'ten bu yana davalık olan bir derneğin, Batı Trakya İskeçe Türk Birliği'nin kapatılması kararını onayladı.
 
AİHM'den aksi yönde karar çıkartılmadıkça ve Yunanistan yasal değişiklik yapmadıkça artık Batı Trakya'da adında "Türk" kelimesi taşıyan herhangi bir demek kurulamayacak.
 
Çeyrek yüzyıldır AB'ye üye bir ülkenin yüksek mahkemesinin AB normlarını bilmeyecek kadar cahil, AB hukuku dışında bir karar alacak kadar aptal olacağını düşünemeyiz.
 
Öyleyse henüz adayken bize "azınlık hakları" diye bastıran AB nasıl oluyor da Yunanistan'a ses çıkarmıyor? Bizi az, Yunan'ı daha mı çok seviyor?
 
Tabii ki hayır.
 
1990'da, uluslararası bir insan hakları örgütü olan Helsinki İzleme Komitesi'nin New York şubesiyle işbirliği sonucu, Batı Trakyalı soydaşlarımızın her türlü hak ve hukuktan yoksun biçimde nasıl yaşadıklarının bilimsel ve objektif araştırmasının yapılmasını sağlamıştım.

"Destruction of a Ethnic Mlnority" (etnik bir azınlığın yok edilmesi) başlıklı bu rapor, New York Helsinki İzleme Komitesi'nce yayınlandı.

Raporda soydaşlarımızın traktör satın almalarının yasaklanmasından, gençlerin Yunan üniversitelerine sokulmamalarına kadar yüzlerce vicdan, insaf ve hukuk dışı uygulama kanıtlarıyla açıklanıyordu.
 
Raporu AB Komisyonu Başkanı Jacques Delors'a bir mektupla ilettim ve kendisine; "Bir AB üyesi ülke, çekinmeden bunca hukuk dışı uygulamalarda bulunurken, bizlerin Türk kamuoyuna AB'nin insan haklarını savunduğunu kabul ettirmemizi nasıl bekleyebilirsiniz" diye sordum.
 
Gelen cevapta, "AB'nin, insan hakları konusunda AP İnsan Hakları Komisyonu'nun manevi baskısı ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi'nin yetkisi dışında herhangi bir müeyyide imkânı bulunmadığı" belirtiliyordu.

Tam üye olunduktan sonra AB'nin üye ülke üzerinde sanıldığı kadar baskısı kalmıyor. Hele demokrasi ve insan haklarının soyut noktalarında AB denetimi iyice zayıflıyor.
 
İşte bu temel nedenle AB, aday ülkelere titizlenip, müşkülpesent davranıyor.

Adaylık ve müzakere süreci adayın tüm eksikliklerini gidermesi için üzerinde tam bir baskı kurulabilecek tek dönem. Bu dönem boyunca aday ülke tamamen korunmasız.
 
AB ile mücadele edebilme imkânları son derece sınırlı. İşte bu korunmasız dönemde AB ne alabilirse alır veya benimsetir.

Tam üye olunduktan sonra aday ülke artık resmi nikâh kıymış damat gibidir. AB'nin bütün organlarında yer almıştır. Her yerde söz-oy-veto hakkı vardır. Talepkâr değil hükmedicidir.
 
AB ile nikâhta zor olan evlilik değil, nişanlılık dönemidir.
 
Bülent AKARCALI