Batılınınki Can, Bizimki Patlıcan

 

Vatan 19.07.2005
 
 
Batılınınki Can, Bizimki Patlıcan
 
Geçen salı çıkan ve en yüksek vergi ve harçları ödeyip, dünyanın en pahalı benzin, mazot, elektrik ve doğalgazını kullanan, yüksek rüşvetler veren, buna rağmen devleti temsil eden bürokrasinin hemen hemen hiçbir kademesinde düzgün ve güvenilir hizmet alamayan vatandaşlarımıza atfen yazdığım makale beklemediğim bir ilgi uyandırdı.

Hele ertesi günü Ruhat Mengi'nin konuyu ayrı bir incelikle işlemesi, itiraf edeyim, egomu çok okşadı. Yazın gelişiyle Ankara'da büyükelçiliklerde, İstanbul'da başkonsolosluklarda bir canlılık ve hareketlilik başlar. Kimisi bir devrimi veya ihtilali, kimisi kurtuluş veya bağımsızlık günü vs. kutlar.

Halk ihtilalleri genelde yaza rastlar. Karda kışta kimsede ihtilal yapacak coşku olmaz (!). Büyük savaşlar da genelde yaz aylarında olur. Bizim Büyük Taarruzumuz da 26 Ağustos'tur. Kışın bir orduyu savaştırmak zordur. Bunu Napolyon ve Hitler, Rusya'da hezimete uğrayarak yaşamıştır. Bizde de 80 bin gencimizi kaprisi, deneyimsizliği ve hırsı uğruna Sarıkamış'a gömenler vardır.
 
İngiltere'deki terör eylemlerinden sonra çeşitli elçilik ve konsolosluklarda yapılan davetlerde ölenler anısına saygı duruşunda bulunuluyor. Ülkenin önemine göre bu davetlere katılan Türk sivil ve askeri erkanı da saygı duruşuna doğal olarak katılıyor. Vatandaşımız da tepki gösteriyor, "bunlar (Avrupalılar) bizim şehitlerimiz için neden saygı duruşu yapmadılar? Onlarınki can da bizimki patlıcan mı?" diyerek.
 
Sevgili okurlar, vatandaşın yurt içinde bürokrata yurt dışında diplomata kul köle, esir olmadığı ülkelerde en sade vatandaşa dahi tam insan muamelesi yapılır. En sade vatandaş herhangi önemli birisinin yakını, arkadaşı, dostu, hemşehrisi, partilisi, tarikatçısı, cemaatçisi, okuldaşı olmadan insan muamelesi görür. O ülkelerde ister seçilerek ister atanarak vatandaşa hizmet verecek konuma gelmiş yöneticiler, asıl varlık nedenleri ile asli görevlerinin vatandaşlarına hakikaten hizmet vermek ve onları sürekli düşünmek olduğunu bilirler. İşte o "saygı duruşları" da bu anlayış ve inancın doğal sonuçlanndandır.
 
Dolayısıyla sorun onlarda değil bizde! Yurt içinde ve dışında verdikleri veya katıldıkları davette üst düzey sivil-askeri bürokrat, diplomat, devlet ve siyaset adamımızdan acaba kaçı, "bunu biz niye yapmıyoruz" diye düşünmüştür? Türkiye'de gerçekleştirilen onca alçak ve aşağılık terör eyleminden sonra hangi elçiliğimiz bir davette "terör şehitlerimiz anısına saygı duruşuna" davet etti de Avrupalı veya Amerikalısı karşı çıkti?
 
Şehit onca diplomatımız anısına ve terörü lanetlemek amacıyla ABD, Fransa, Almanya, Belçika ve diğer ülkelerde anıt dikmek girişiminde bulunduk da diktirmediler mi?
 
Özeleştiri yapmalıyız
Üç milyona yakın insanımızın bulunduğu Avrupa'da milli haysiyetimizi, insanlık onurumuzu korumak için ne yapmaya çalıştık da yaptırmadılar ya da karşı çıktılar? Bize yapılan haksızlıklara karşı çıkmak, sesimizi duyurmak için nerede bağırdık da bağıramazsın dediler? Ermeni anıtı dikme teşebbüsü karşısında "ben bu ülkede elçilik yapmam" deyip Fransa'dan Türkiye'ye dönen rahmetli Hasan Esat Işık'ınki gibi kaç cesur tavır takındık?
 
Tam kırk yıldır, Brüksel Üniversitesi'ne gittiğim 1965'ten beri, Bati'nın çifte standart anlayış ve uygulamasına karşı fiilen mücadele verdim ve de vermeye devam ediyorum. Ama Batı'yı eleştirirken de iğneyi kendimize batinp özeleştiri yapmalıyız. Biz neden hiçbir şey yapmıyoruz? Bati ülkelerindeki gazete ve dergilere neden her ay Türkiye'den on bin mektup gitmiyor. Göndermek istiyoruz da engelleyen mi var? Ankara Ticaret Odası gibi birkaç kuruluş müstesna, hangi meslek kuruluşumuz, binlerce yabancı dil bilen öğretim üyelerinin bulunduğu üniversitelerimizin hangisi yurt dışına yönelik ciddi, sürekli ve inandıncı bir kampanya peşinde.

Avrupalı kendi çıkarını, hakkını, düzenini koruyor, uyguluyor. Bizimse kızmaktan başka bir tepkimiz yok. Bu anlamsız, şuursuz gidişten ve sürekli suçu başkalarında görüp kendi sorumluluğumuzu görmeme saplantısından ne zaman kurtulacağız? Yunanistan yirmi üç yıldır AB üyesi, insan haklan konusunda ciddi sorumluktan ve yükümlülükleri var. Buna karşın Bati Trakya hâlâ baskı altında. Biz şimdiye kadar ne yaptik? Kocaman bir HİÇ.
 
Bati Trakya trajedisi hakkında ilk ve ayrıntılı araştırmayı 1990'larda New York Helsinki İzleme Komitesi'ne ben yaptırdım demekten kıvanç değil utanç duyuyorum. Yapılan araştırmayı Türkiye'de otuz bin İngilizce, on beş bin Fransızca, on bin adet Almanca tıpkı basımını yaptırıp ABD ve Avrupa'da dağıttık. 15 yıl geçti. Yeni bir araştırma var mı? Hayır yok.
 
Konuyu uluslararası platforma taşıdık mı? Müslüman ülkeler haberdar mı? Ruhban okulu açılmasına, Rum Ortodoks Patriğimizin evrensel tanımına karşı çıkmak yetmez. Marifet Bati Trakyalı soydaşlarımızın müftü seçme haklarının dahi ellerinden alındığını, önce tüm Müslüman ülkelerinin sonra da diğerlerinin kafalarına sokmaktır.
 
Değerli VATAN okurları, devletimizin ve onu temsil eden istisnasız tüm kesimlerin bu ülkenin insanlarına bakış açısını değiştirmedikçe biz bu konulan daha çok tartışırız. Bizde hizmetin merkezinde insanımız, vatandaşımız yoktur. Evet ABD'li, Avrupalı vatandaşın canı candır ve bizde ise en fazla patlıcandır. Bu da sadece bizim ayıbımız. Kızılacak kişi ve kurumlar ABD'de ve Avrupa'dakiler değil, bizdekiler, içimizdekilerdir.
 
Bülent AKARCALI