Biz AB'ye Ne Kadar Hazırız?

Vatan 11.10.2005

Biz AB'ye Ne Kadar Hazırız?

 

İngiltere Büyükelçisi'nin gecen cuma verdiği iftar yemeğine katildim. Her şey incelik ve titizlikle düşünülmüştü, yani uygarcaydı. Oruçlular için alkollü içki bulunmayan bir salon hazırlanmıştı. Başka bir salonda ise içki ikramı vardı. Akşam namazı için bir yer de hazırlanmıştı. Büyükelçi ve eşi, Türk konuklarıyla Türkçe konuşuyordu. 3 Ekim'e kadar en çok kullandığımız gerekçe, "Türkiye'siz bir AB Hıristiyan kulübü olur, kendinizi İslâm dünyasından tecrit edersiniz 'di.

 

AB, İslâm'a ve Müslümanlara yabancı değil. On milyonun üzerinde Müslüman barındırıyor. Yalnız Türklerin Almanya'da 750 camisi var. Kimi ülkelerde camiler için devlet veya belediye bütçesinden yardım edilir, dini bayramlarda Müslümanlara resmi izin kullandırılır, Ramazan'da gece vardiyasında çalışanlara sahur yemeği çıkarılır. Camiler yapılmadan önceki yıllarda da kullanılmayan kiliseler Müslümanlara tahsis edilirdi.

 

Vurdumduymazlar!
Şimdi bu verilerle ters sorgulama yapalım. Hangi Büyükelçimiz bulunduğu ülkede diğer inançlardan olanlara saygılı davet düzenleyebilir ve elçilikte bir akşamlığına da olsa bir şapel veya benzen bir dini ibadet mekânı hazırlayabilir? Kaç büyükelçimiz eşiyle birlikte bulunduğu ülkenin dilini öğrenmek için kendini zorluyor? Almanya'ya Vahit Halefoğlu ndan bu yana Almanca bilen büyükelçi atamadığımız kimin umurunda?

 

İftarlarımıza papazların-hahamların katılmalarını, Müslüman olmayan vatandaşlarımızın Müslümanların dini gün ve bayramlarına katılıp kutlamalarını Türk-Müslüman hoşgörüsü olarak sergilemeyi çok seviyoruz. Peki hangimiz başka dinden bir vatandaşımızın dini bayramını kutluyoruz? Okullarımızda okuyan çocuklarına örneğin Noel haftasında, resmi izin veriyor muyuz? Avrupa'da yaşayan vatandaşlarımızdan kaçı, komşusunu dini bayramında ziyaret ediyor veya kutluyor?

 

Ülkemizi ve bizleri sevdikleri için Akdeniz ve Ege sahillerine yerleşmiş beş-on bin Alman, ingiliz ve diğer Avrupalı dostlarımız yıllardır ve hâlâ, mütevazı bir-iki kilise inşa izni elde etmek için uğraşır. Büyük kentlerimizde yaşayan topu topu birkaç yüz kişilik Katolik ve Protestan Hıristiyan grupları, dini vecibelerini yerine getirmek istediklerinde akıl almadık sorun ve sıkıntılarla karşılaşır. Toplum içinde özgürce inançlarını söyleyemez, gizlenirler, kimlerden? Bizlerden, yani AB'ye "Hıristiyan klübü olma" diye akıl veren bizlerden.

 

Neden? Böbürlendiğimiz kadar hoşgörülü olmadığımızdan.

 

Camilerin yakınında içkili lokanta yasaktır ama kiliselerin, sinagogların bitişiğinde randevu evi olsa umursanmaz. Böyle bir vurdumduymazlıktan dolayı Vatikan'ın ülkemizde bir kiliseyi resmen kapatmak zorunda kaldığı, birkaç gün önce gazetelerimizde haberdi. Kimdi bu vurdumduymazlar? O ilin mülki amirleri, belediye başkanları...

 

Devletimiz laik, her vatandaşa dini inancına uygun muamele etmesi gerek. Devlet hastanesinde yatan bir Musevi vatandaşımız ya da bir Musevi turist, inancında şart olan "koşer" yemek talep etse ne olur?

 

Brüksel'de öğrencilik yıllarımda (1965-70) hafta sonlan işçilerimizin sorunlarıyla ilgilenirdim. Belçikalı bir avukatla, tutuklanmış bir işçimizle görüşmek için cezaevine gittik. Yürüyecek hali kalmamış, sapsarı birini getirdiler. Avukat hışımla "ne yaptınız bu adama" diye sordu. Gardiyan utana sıkla, "galiba açlık grevi yapıyor, Türkçe bilmediğimiz için neden yaptığını anlıyamadık" dedi. Meğer bizim Emirdağlı Mustafa, yemeklerde domuz eti veya yağı vardır diye ekmekten başka bir şey yemiyormuş. Durumu anlattığımızda müdür özür dileyip "bilseydik ona Müslüman usulü yemek hazırlardık" dedi. Cezaevi aşçısını çağırdı, ben de aşçıya Islâmi esaslara göre yemek hazırlanırken nelere dikkat etmesi gerektiğini yazıp verdim. Sonra avukatın teklifiyle Cezaevleri Genel Müdürü'ne durumu anlattık.

 

Bize "Hadi kardeşim başka işiniz yok mu Belçika'ya gelmeden ne yiyip içeceğinizi düşünseydiniz, bir de bununla mı uğraşacağız" demedi, Belçika'daki tüm cezaevlerine Müslümanlara verilecek yemekle ilgili genelge gitti.

 

Avukat işi burada bırakmadı, aynı genelgenin hastanelere tebliğini sağladı. Avukat Katolikti ve parasız mahkûmlar için baro tarafından görevlendirilmişti, herhangi bir ücret almıyordu.

 

Resmi izin verdiler

Sağlık Bakanı olduğumda sembolik de olsa benzer bir uygulama başlatmak istedim. Sonuç şu oldu: "Bülent başımıza iş açma..."

 

1977'de Belçika Islâmiyeti resmi din olarak kabul etti. Böylece devlet memuru Müslümanlar dini bayramlarda resmi izinli sayıldı. Bu toprakların insanı olan Süryani-Ermeni-Musevi-Katolik-Ortodoks vatandaşımız benzeri bir hak talep etse acaba ne olur? Almanya Başbakanı, iftar yemeğimize katılacakmış. Ne güzel. Başbakanımız da bir ayine katılsa ne olur?

 

En azından Vatikan Papalık Konseyi Kültür Bölümü Başkanı Kardinal Paul Poupard'ın, "Türkiye'de Hıristiyanların ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğü" beyanatı etkisini yitirir.

 

AB ülkeleri ve vatandaşlarıyla ilişkilerimizin karşılıklı tam eşitlik, biribirini anlama, sayma, sevme ölçülerine göre gelişeceği bir döneme girdik. Hızla gelişecek bir dönem. Kendimizi artık çok geniş yeni bir ailenin akrabası olmaya hazırlamalıyız.

 

Bülent AKARCALI