2005’ten 2006’ya

 

Vatan 03.01.2006
 
2005’ten 2006’ya
 
Geride bıraktığımız yılın en önemli olayı kuşkusuz AB'nin Türkiye ile tam üyelik müzakerelerini başlatma kararıydı.
 
Yazar Orhan Pamuk ve Van Üniversitesi Rektörü aleyhindeki davalar ise tüm gayretlere rağmen ülkemizin temel hak ve özgürlükler, hukuk devleti olma yolunda daha atması gereken adımlar olduğunu gösterdi. Rektör Yücel Aşkın'ın tahliyesine sevinirken, yardımcısı Enver Arpalı gibi onuruna düşkün bir insanın, tutuklandığı takdirde intihar edeceği adeta bilinirmişcesine hazırlanan şeytani bir cinayet düzenine kurban gitmiş olabileceğini hissettik. Yücel Aşkın'ın cezaevinde yalnız kalmaması belki de kendisini bu düzenin tuzağına düşmekten kurtardı.
 
Örgütlü çete kurmaktan yargılananların aslında çoktan örgütlenmiş çetelerin oyununa geldiğini gördük. Ama bu çeteler hakkında henüz soruşturma başlatıldığını görmedik.
 
Türkiye'yi AB yolundan saptırma gayretleri ve milliyetçilik adına yapılan akıl dışı işlerin Türkiye'nin itibarına ne büyük hasar verdiğini gördük. Ama Türkiye'yi Avrupa kamuoyunda rezil edenlerin utandıklarını dahi görmedik.
 
Ankara'da ise Başbakan ile başlayıp bakanlar ve ana muhalefet lideri tarafından sürdürülen düşük seviyeli tartışmaların yarattığı siyasi gerilimleri yaşadık. Başbakan ve yardımcılarının makamlarında oturup çalışmaları ve yukarıda saydığım sorunlar yanında kapkaç, hırsızlık, güvensizlik, işsizlik gibi ülkenin temel sorunlarını çözmek yerine bol bol laf üretip sağa sola cevap yetiştirmektan başka bir öncelikleri olmadığını anladık. 2006'da bunların değişeceğine dair herhangi bir öngörüde bulunmak da ne yazık ki olanaksız.
 
Milliyetçilik adı altında ülkemizin itibarına verilen zararları yıllarca bizzat görmüş ve yaşamış biri olarak şu hususları dile getirmek isterim:
 
Milli değerler ve duygular ancak var olan bir millet için geçerlidir. Milliyetçilik, milleti oluşturan ferdi - vatandaşı yok sayıp varlığını soyut bir millet ve devlet kavramı üzerine oturtamaz. Eğer bir Türk milliyetçiliği varsa bu, bir Türk Milleti ve onu oluşturan Türk insanının varlığı sayesindedir. Türk insanı yok sayılarak soyut Türk Milleti ve Türk Devleti milliyetçiliği yapılamaz. Ama günlük hayatta Türk insanını savunmak zor, soyut kavramlar tahkir ediliyor diye milliyetçilik yapmaksa çok kolaydır. Ayrıca insanları uzun yıllardır bu duruma alıştırdığınız için sıfır risk, yok denecek kadar az çalışma, kıt bilgi ve kültürle kendinizi tatmin edecek bir sonuca ulaşırsınız.
 
 
 
Vize kuyrukları
Baskısı, kağıdı, kapağıyla dünyanın en kötü görünümlü pasaportunu, üstündeki ay yıldızdan utanmadan vatandaşlarınıza taşıtırsınız. Vatandaşlarınız sırf Ankara, İstanbul'da değil, vize kuyruklarında en aşağılayıcı muamelelere tabi tutulur; yüz milyonlarca TL harç karşılığı işlem yaptırdığı Türk konsolosluklarında horlanır, umursamazsınız. Yabancı diyarlarda cezaevine, hastaneye, karakola düştüklerinde kılınız kıpırdamaz. Asıl onlara reva görülen bu davranışların Türklüğü küçük düşürdüğünü görmez ya da görmezden gelirsiniz.
 
Dünya gazete ve dergilerinde Türkiye aleyhinde yazanlar, başta Avrupa Konseyi ile Avrupa Parlamentosu, Türkiye aleyhinde konuşanlar aşağı yukarı bellidir. Ama bunları takip edip gereken cevabı, mektup veya internet aracılığıyla vermez, yazıp elçilik veya konsolosluklarına göndermez; dar ve kapalı dünyanızda gerçek milliyetçilik olmadığından, miliyetçilik adına devirdiğiniz çamlar ve yaptığınız gaflarla, yurt dışında ne kadar Türk ve Türkiye düşmanı varsa hepsini nasıl sevindirdiğinizin farkına bile varmazsınız. Ama farkına varmasanız da verdiğiniz hasar bu ülkeyi ve milleti derinden etkiler.
 
Peki, başka neler olmuş diye bakınca...
 
  • Hizbbut Tahrir mensubu Yılmaz Çelik "yüzde 99'u Müslüman olan Türkiye'de hilafet devleti istemek neden suç olsun!" demiş. Ama bu işi Fatih Camii'de bir cuma namazı sonrası yaparak dini siyasete alet ettiğini ve bunun da suç olduğunu anlamak istememiş.
  • DTP'li 56 belediye başkanı Danimarka Başbakanı'na "Roj TV'yi kapatmayın" diye mektup yazmış ama muhataplarının Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olduğunu unutmuş.
  • Sivas Müftüsü Sinan Cihan "Yılbaşını niye kutluyorlar, Hazreti İsa doğdu diye" demiş. Müftümüz yıl başının, Hz. İsa'nın doğum günüyle hiçbir ilgisi olmadığını öğrenmeye gayret dahi sarfetmemiş.
 
Ben bütün bu konularda kavgaya değil uygarca tartışmaya ihtiyacımız olduğuna inanıyorum. Milliyetçilik, dini inanç ve değerler, ifade özgürlüğü gibi konularda kimsenin kimseye bilgiçlik taslama hakkı olduğunu da sanmıyorum. Demokratik tartışma kültürüne inanıp sahip çıktığımız ölçüde meselelerimizi kavgadan tartışmaya dönüşterebileceğiz.
 
Hep birlikte daha nice mutlu yıllara.
 
Bülent AKARCALI