Siyaset Üzerine

Vatan  20.03.2007
 
Siyaset Üzerine
 
Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemi iyice ısındırdı. Anketler, yorumlar, kehanetler, tehditler biribirine karışmaya başladı.  Durumu, mümkün olduğu kadar serin kanlı ve tarafsız incelemeye çalışarak şunları söyleyebiliriz; Tayyip bey istediği takdirde ilk turda Cumhurbaşkanıdır. Son dakikaya kadar kararını kimseye açıklamayacak ve gerçek  düşüncelerini kimseyle paylaşmayacaktır. Kendine özgü nedenlerden dolayı aday olmazsa, göstereceği ya da işaret edeceği kişi de  kesin seçilecektir.
 
“Meclis'in Cumhurbaşkanı seçebilmesi için ilk oturumda 367 Milletvekilinin hazır bulunması gerekir”  iddiası geçerliliği olmayan bir efsanedir. Böyle bir koşulun mevcut Anayasa’nın yürürlükte olduğu 25 yıllık sürede  lafı bile edilmemiştir. AKP'nin seçmen sayısının üçte birinden az oyla iktidara geldiği ve dolayısıyla tek başına Cumhurbaşkanı seçmesinin demokratik olamayacağı savı da geçerli değildir. AKP 2002 seçimlerine kendi iradesi dışında hazırlanmış kural ve koşullara göre girip kazandı. Az oyla çok milletvekili çıkaran düzen kendisinin oluşturup geliştirdiği bir sistem değildir. Sistemin sorumluları şimdi sistemden şikayet edenlerdir.
 
Devlet Başkanlığına aday olup olmamada AKP liderini etkileyecek en temel unsure, kendisinden sonra partisinin geleceği ve seçimlerde alacağı sonuç hakkındaki inanç ve düşünceleri olacaktır.  Güçlü bir hükümetin başbakanlığını zayıf bir hükümetin cumhurbaşkanlığına yeğ  tutacaktır. Eşinin başörtüsü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğanı rahatsız edecek son etkendir.
 
Liderlerin  inceleme (analiz) ve inceleme sonuçlarını değerlendirmede (sentez) hep başarılı olduğunu da söyleyemeyiz. 1999 erken seçimlerine yol açan Sayın Baykal, %25'in üzerinde oy alacağına inanıyordu. Bunu mümkün olmadığını o tarihte nafile bir şekilde Bülent Tanla ile tartıştığımı çok iyi hatırlıyorum. Aynı şekilde  2002 erken seçimini zorlayan Sayın Bahçeli de %25’ler civarında oy alacağına inanmıştı. Seçim sonuçları ise her iki partiyi de Meclis dışı bıraktı! Demek istediğim; kimi zaman lider konumunda olanlar başkasının bilip anlayamadığı doğrulara sahip olduklarına inanırlar. Bu sanal doğruları tartıştıracak  ortamların oluşmasına izin vermedikleri için de sonuç bazen iş işten geçtikten sonra ortaya çıkar.
 
Bugünkü veriler AKP'nin en yakın rakibine neredeyse bir misli fark atarak önde olduğudur. Tek söylemleri iktidar politikalarını eleştirmek olan muhalefet partilerinden hiç birisinin, Genç Parti dışında, geleceğe yönelik söylemleri yoktur. Televizyonlarda yeni, genç isimleri görünmemektedir. Dış politika konularında söz alanları ya 70'e gelmiş ya da geçmiştir. %10 barajını aşar görünen CHP, DYP ve MHP’de 60 yaş neredeyse gençlik yaşıdır. Liderler eskidiklerinin ve geleceği tasarlayamadıklarının farkında değillerdir. Kimileri hala seçmen nüfusunun belki de % 90'ının bilmediği, bilse de ilgilenmediği 1950’lerin Demokrat Partisiyle, olmayan bir Merkez Sağ ittifakını canlandırıp siyasete dönebileceklerini sanacak kadar geçmişte kaldığını anlamamakta direnmektedir.
 
Oysa, seçmen iltifat sever, geleceğe umutla bakmak ister.   Genç Parti'nin 1 liraya mazot, işssize 350 YTL maaş gibi sloganları, siyasi etik açısından doğru bulmasanız da, seçmene bir gelecek vaad etmesi açısından geçerlidir.  Aynısı Sayın Demirel'in 1991 seçim kampanyasının temelini oluşturmuştu. Erken emeklilik, tarım taban fiyatlarına fazladan 5000 lira, çifte anahtar (ev +araba) söylemleri onu hem Başbakan hem de Cumhurbaşkanı yaptı.
 
Öte yandan, mevcut durumdan hoşnut olmayanlar arasından acaba kaç tanesi bir partiye üye olup aidat ödemektedir? Meclis’e girme durumunda olan üç muhalefet partisinin üye aidat gelirleri,  ihtiyaç duydukları bir seçim bütçesinin binde birini bile karşılamaz.  Bir avuç partili dışında kimse gecesini, hafta sonunu parti çalışmalarına ayırmaz. Hep bir başkasının bizim için birşeyler yapmasını isteriz. Tek yaptığımız 4 veya 5 yılda bir sandığa gitmek ve oy verme konusunda da sanki kendi geleceğimize değil de bir partiye lütfedercesine oy vermekten ibarettir: Ama sonuçta daha çok çalışan ve emek harcayanın kazanacağını bilmemiz gerekir. Okurlarım içinden bana kızanlar olacaktır, ancak dost acı söyler lafı da boşuna denmemiştir.
 
 Bülent AKARCALI